Üral Serisi Bölüm 2
Bu konuşmadan sonra bile Üral, birazdan olacakları asla tahmin edemezdi, kardeşine tüm kalbiyle güveniyordu. Kafası karışmış olan kardeşine yardım etmek istiyordu.
Bunun üzerine o, araştırma kağıtlarına doğru bir adım attı. Valen, Üral'ın gözlerindeki kararlılığı fark etti ve araştırmasını korumak için düşünmeden hareket etti.
Üral, Valen'in elleri boynuna sıkıca sarılmış halde yerde yatıyordu. Valen yapmakta olduğu şeyden açıkça nefret ediyordu ama kendini durdurmayı da beceremiyordu. Üral neye uğradığını şaşırdı, kardeşinin kendisine saldırma ihtimalini asla aklına getirmemişti. Üral'ın gördüğü ışık yavaş yavaş solmaya başladı, kısa süre içinde bayıldı.
Valen kardeşini bırakırken iç çekip rahatladı. Elleri titriyordu. Ayağa kalktı ve uyuyan Üral'dan yavaşça uzaklaştı. Ardından masasına dönüp araştırmalarını toplamaya başladı. Her şeyi yanında götüremeyeceği için kulübenin dışındaki şişelerin bazılarını kırdı ve yanına alamadığı her şeyi yaktı. Üral'ı sürükleyerek eve geri götürdü ve yatağına yatırdı.
Gecenin yaklaşık 4. saatinde Üral, üstü başı toprak ve çizikler içinde yatağında uyandı. Kendine gelmesi biraz zaman aldı ama yaşananları hatırladı. Hemen evde koşturmaya başladı, "Valen! Valen, burada mısın?" diye bağırdı ama kimse cevap vermedi.
Valen'in odasında birçok şey eksikti; kıyafetlerinin bir kısmıyla birlikte sırt çantası da ortada yoktu. Üral olabildiğince hızlı bir şekilde kulübeye koştu ama bulabildiği tek şey kömürleşmiş kalıntılardı. Bacakları feci şekilde ağrıyordu çünkü Valen onu ormanda sürüklerken her yeri çizik içinde kalmıştı.
Üral ne yapacağını bilemiyordu. Kardeşi geri dönecek miydi? Araştırmasına hala devam ediyor muydu?
Hemen ne yapacağını anlatan bir mektup yazmaya başladı ama bitirmeden durdu. Nereye gittiğini bilmiyorum. Bir şeyler yapmadan önce biraz dinlenmeli ve bunu adamakıllı düşünmeliyim.
Böylece birkaç gün önce topladıkları bazı otları karıştırdı ve bu karışımı bacaklarına ve kollarına iyice sürdü. Bu, çiziklerin çabucak iyileşmesini sağlar.
Üral yatağında oturuyordu. Yorgun ya da hayal kırıklığına uğramış görünüyordu. Hatırlamamayı seçtiği geçmişi yavaşça zihnine sızmaya başladı. Ardından çatlaklar genişledi ve tüm kötü anıları bir sel gibi akın etti.
Anden adında bir adam ile Vitosha adında bir kadın vardı bir zamanlar. Güçlü aşkları onlara bir çocuk, 2 yıl sonra ise bir tane daha çocuk bahşetti. Üral ve Valen adındaki bu çocuklar, izole köylerinin sokaklarında özgürce koşturarak büyüdüler. Köylerinin büyücüsü olan babalarından küçük büyüler öğrendiler. Yıllar huzur içinde geçti; hayatları, diğer birçok köye kıyasla oldukça sakindi.
Üral 7 yaşına girmişti ve kardeşi Valen 5 yaşına girmek üzereydi. O yıl sert bir kışı atlatmaları gerekiyordu. En yakın köyle ticaret durmuş ve gıda stokları erimeye başlamıştı. Sebebini öğrenmeleri uzun sürmedi: Vahşi bir savaş patlak vermişti ve merkeze uzak köyler, kışı atlatmaya çalışan askerler tarafından basılıp yağmalanıyordu.
Onların köyü de bir istisna değildi. Anden, Vitosha'nın çığlıklarıyla uyandı. Köylerine yanan oklar yağıyordu, tahtadan yaptıkları evler bu büyüyen yangına kapılıyordu. Anden iki çocuğunu almak için acele etti ama tam koşmaya başladığı sırada kapıları kırıldı. Arkadını döndüğünde kapı eşiğinde duran üç yabancı askerle karlılaştı. Anden çocuklarını saklamak istedi ama karısı kendisi ile askerlerin arasında kalmıştı, bu yüzden acele edip ona sarıldı. Kana susamış askerlerden biri, Anden'in omzunu kesen kılıcını salladı. Acıyla çığlık atıp sendeledi. Bu çığlık Üral'ı uyandırdı. Zeki bir çocuktu; kardeşini hızlıca uyandırdı ve yataklarının altına saklandılar. Anden çocuklarını uyarmak istedi, karısını da peşinden sürükleyerek odalarına koştu. Anden'i yaralayan asker onun kaçmasını istemedi ve öne atılıp kılıcını karnından geçirdi. Çocuklarının yatağının önünde yere yığıldı. Yataklarının altında saklanan çocuklarını görmek son anlarını biraz olsun daha az korkutucu kılmıştı. Kapı eşiğinde bekleyen diğer iki asker içeri girdi ve Vitosha'yı tuttu. Kocasını öldüren adama bağırıp çağırıyordu ama onları güvende tutmak umuduyla çocuklarından hiç bahsetmedi. Askerler adamı yerde bırakıp Vitosha'yı götürdüler; sonuncu asker odadan çıkarken ağlamaklı hıçkırık sesleri duydu. Yapılmamış yatakları görünce ipuçlarını zihninde birleştirdi ve yatağın altındaki iki çocuğu yakaladı. Gömleklerinden tutarak dışarı sürükledi. Anneleri ve komşularıyla birlikte tahta bir kafese tıkıldılar.
Yiyeceksiz geçen 2 günlük yolculuğun ardından bir askeri kampa vardılar. Askerlerin bir kamp ateşinin etrafında oturup köyden yağmaladıklarıyla övündüklerini duyabiliyorlardı. Birçok soğuk geceye katlandılar. Her sabah asla uyanmayan en az bir kişi olurdu. Zamanını takip edemedikleri kadar uzun bir süre böyle seyahat ederek, kendilerini kaçıranların yemek artıklarıyla beslenerek devasa bir şehrin kapılarına vardılar.
Durumları açıklanmadan hepsine kelepçe takıldı ve köle olarak açık artırmaya çıkarıldılar. Uzun sürmedi; biri gelip Vitosha dahil birden fazla köle için teklifte bulundu. Kadın alıcıya çocuklarını da alması için yalvardı. Köle tüccarı konuştuğu için onu kamçıladı ama müşteri lafa girdi: "Malıma zarar vermeye cüret etme, çocukları da satın alıyorum."
Aile tarlalarda çalıştırıldı; babalarının ölümünün yasını tutmak için asla yeterli dinlenme süreleri olmadı. Üral ve Valen saatlerce kaytardılar ama diğer kölelerin hiçbiri bunu ele vermedi çünkü küçük çocukların cezalandırılmasını göze alamazlardı.
Anneleri çocuklarını köle olarak görmeye dayanamıyordu, kocasının ölümünün yasını düzgün bir şekilde tutamamayı kaldıramıyordu. Hastalandı, çalışmakta zorlandı. Tarlanın sahibinin yanında çalışan bir veteriner onu kontrol etti ve şöyle dedi: "Aşırı hasta, onu iyileştirmek ilaç gerektirir."
İlaç pahalıydı, köleler için harcanacak bir şey değildi. Her geçen gün gücünü kaybetti ve artık çalışamaz hale geldi. Vetrinere, acısına son vermesi emredildi. Bunun ne anlama geldiğini bilen Üral dizlerinin üstüne çöktü, annesinin hayatının bağışlanması için yalvardı. Valen sadece büyük kardeşini örnek aldı ve aynı şeyi yaptı; bunu bir oyun olarak görüyordu ama Üral'ın yüzü gözyaşlarıyla sırılsıklamdı.
Doktor iki çocuğu sürükleyerek uzaklaştırdı ve kölelerin uyuduğu ahırın kapılarını kapattı. Bu kardeşlerin gördüğü son şey, onlara eliyle uzanmaya çalışan zayıf anneleriydi. Hiç çığlık duyulmadı ama kapı kısa süre sonra kanla kaplı çıplak bir zemine açıldı. Doktor gitmişti ve annelerinide götürmüştü; hayatlarında kalan tek şefkatli insan artık sonsuz bir uykudaydı.
Üral yatağında ters bir şekilde uzanıyordu, ayakları kenardan sarkıyor ve gözyaşları kulaklarına doğru süzülüyordu. O tarladan kaçalı 12 yıl oldu.
Anne babasının yüzünü hatırlayamıyordu; yas tutabildiği tek şey babasının çığlıkları ve kapanan ahır kapısının arasından onlara uzanan o zayıf koldu. Yıllar önce yaşanan şeyler için üzgün olamam. Ve küçük kardeşim Valen'in peşinden koştuğu o korkunç hatayı yapmasına kesinlikle izin veremem.
Kalktı ve gözyaşlarını sildi, küçük bir çanta hazırladı, mektubunu bitirdi ve evinden ayrıldı. Evinden ilk kez bu kadar uzaklara seyahat ediyordu. Geçtiğimiz 12 yıl boyunca görebildiği ve konuşabildiği tek insan kardeşiydi.
Kardeşini bulma yolculuğu işte böyle başladı.
HİKAYEYİ DEĞERLENDİRMEK VE GELİŞMEME YARDIM ETMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ